Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkisi altına alan 6 Şubat depremlerinde Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı’nın 1 Mart’ta açıkladığı verilere göre en az 45 bin 89 yurttaş yaşamını yitirdi. Binlerce kişi yaralandı, yüzlerce bina yıkıldı. Yurttaşlar depremin 25’inci gününde hala temiz su, gıda ve çadır sorunu yaşıyor, koordinasyonsuzluktan şikayet ediyor.

Depremin ardından OHAL ilan edilen afet bölgesinde sağlık hizmetlerinde de büyük sorunlar yaşanıyor. Depremzede sağlık çalışanları hala idari izinli sayılmazken, çoğu hekim ve(sağlıkçılar) (sağlıkçılar) de az hasarlı denilen sağlık kuruluşlarında ya da araçlarında, çadırlarda konaklayarak hizmet vermeye çalışıyor. Sağlık emekçileri de tıpkı afetzedeler gibi temiz su, yemek ve barınma sorunu yaşıyor.

Genel Sağlık İş sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, afet bölgesindeki depremzede ve gönüllü hekimler ile sağlık çalışanlarının sorunlarına ilişkin ANKA Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Uğur, depremin hemen ardından diğer illerdeki sağlık emekçilerinin afet bölgesine gönüllü gitmek için başvurduğunu belirterek şunları dile getirdi:

“KOORDİNASYONSUZLUK HALA DEVAM EDİYOR, GELİNEN NOKTADA SUYA MUHTAÇ OLAN YEMEK VERİLMEYEN ARKADAŞLARIMIZ VAR”

“Yıkım, felaket çok büyüktü, gittikleri bölgede çalışan sağlık çalışanlarının ellerini rahatlatmak, onların depremzede olduğunu bilerek, yakınlarını kaybetme ihtimallerini düşünerek ilk andan görevlendirme isteyip o bölgeye arkadaşlarımız akın akın görevli olarak gittiler. Gider gitmez gördükleri ilk şey koordinasyonun olmamasıydı. Tamam sabah 04.17’de olmuş bir deprem vardı birçok ili etkiliyordu ama oradaki sağlık hizmeti veren idarecisinden sağlık çalışanına kadar bütün arkadaşlarımız depremzedeydi. Çok kötü bir durumdalardı, ilk anlarda aksaklık olmasını kabul edebiliyoruz ama ilerleyen günlerde de bir koordinasyon yokluğu ile karşılaştılar. Kaç gün geçti olayın üzerinden ve koordinasyonsuzluk hala devam ediyor. Oradaki o zor şartlarda arkadaşlarımız kendi koordinasyonlarını yaparak çalıştıkları alanlarda hizmet vermeye çalışıyorlar. İlk günlerde 24 saat uyumadan ve uykuyu, yemeyi, içmeyi, kendi canlarını düşünmeden, o bölgede mevcut sağlık çalışanı arkadaşlarımız zaten çalıştı, giden arkadaşlarımız da çalıştı. Gelinen noktada bir suya dahi muhtaç oldukları anlar oldu. Şu an bile hala yemek verilmeyen arkadaşlarımız var çalıştıkları alanlarda. Koordinasyon ilk günkü gibi bugün de hala yok.”

Dr. Uğur, bölgedeki sağlık çalışanlarının barınma ihtiyaçlarına ve verilmeye çalışılan sağlık hizmetinin durumuna ilişkin de şunları söyledi:

“Çok yetersiz, çok kötü koşullarda karşılanıyor. Hala çadırı olmayan, yıkılma tehlikesi olan binalar içerisinde, bir iki saat başlarını koyup uyumak zorunda olan arkadaşlarımız var. Hala parklarda çadırı olmadan yatan arkadaşlarımız olduğu söyleniyor. Bölgede depreme maruz kalan, evleri yıkılan arkadaşlarımızın da çadırı, konteyneri yok, aracında yatan arkadaşlarımız var.

“HATAY’DA 250-300 AMBULANSLA ŞU AN İÇİN YAPILABİLECEK İŞLERDE BİNDEN FAZLA AMBULANS OLDUĞU SÖYLENİYOR”

Çadırlarda hizmet verilmeye çalışılıyor. Sahra hastaneleri dedikleri hastanelerde hizmet verilmeye çalışılıyor. 112’ler koruyucu hekimlik olsun, köy taramaları olsun, taramalarda görevlendirilip köylere gidip o insanlara sağlık hizmeti götürmeye çalışıyor. Bu şekilde sağlık hizmetini devam ettirmeye çalışıyorlar. Hala bunda bir organizasyon, koordinasyon yok. İlaç eksiği, tıbbi malzeme sıkıntısı yokmuş, fakat bunların dağıtımında dahi hala sorunlar devam ediyor. Sağlık çalışanı arkadaşım bir malzeme ihtiyacı olduğu zaman depoya kendi gidip almak zorunda kalıyor. Bölgede çok fazla 112 ambulans görevlisi, mesela Hatay özelinde, ambulansın olduğu söyleniyor. Hatay’da 250-300 ambulansla şu an için yapılabilecek işlerde binden fazla ambulans olduğu söyleniyor. Ona göre de içinde çalışan sağlık çalışanı arkadaşlarımızı düşünün, gereksiz bir organizasyon var ve olması gerekenler de yapılmıyor. Binden fazla 112 ambulansla orada olmasına gerek yok. Acil 112’ye çağrı geliyor, gelen çağrı Türkiye’nin değişik illerinde 112 Komuta Kontrol Merkezleri tarafından cevaplanıyor. Öyle bir koordinasyonsuzluk var ki komuta kontroldeki arkadaşlarımız diğer illerde kendi imkanları ile çağrıyı bölgedeki 112’lere iletmek durumunda kalıyorlar yani 112 ağını bile şu anda doğru dürüst yönetemediğimiz sistemin içerisinde çalışmak zorunda kalıyoruz orada. 

“BEKLENTİ ÇOK İYİ YEMEKLER DEĞİL, AYAKTA TUTABİLECEK ORANDA GIDA ALMA İSTEĞİMİZ VAR SADECE”

Bir hastanede Kızılay kahvaltı getiriyor çalışan arkadaşlarımıza. 15 dakikada yediniz yediniz, yemediniz gidiyorum diyor. 15 dakika içerisinde bir sağlık çalışanının normal koşullarda herkesin gidip yeme şansı olamaz. Birilerinin işini başında beklemesi gerekir, bir kısım gidip yemesi gerekir. 15 dakikada 2 turda nasıl kahvaltı ettirebilirsin? Gelen yemekleri görüyoruz, onu yiyip de sağlıklı hizmet verilebilecek öğünler değil. Üstüne basa basa söylüyorum; beklenti çok iyi yemekler değil, ayakta tutabilecek oranda gıda alma isteğimiz var sadece. Gelen görüntüler elimizde, onunla maalesef sağlıklı sağlık hizmeti vermek, o insanları yaşatabilmek mümkün değil.”

Uğur, depremzede hekim ve sağlık çalışanları için ilk taleplerinin onların idari izinli sayılması olduğuna ama bunun hala sağlanmadığına dikkat çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

O Başhekim Bir Daha Yöneticilik Yapamayacak O Başhekim Bir Daha Yöneticilik Yapamayacak

“BİR BAŞHEKİM, GÖREV BAŞINA GELMEYEN DEPREMZEDE SAĞLIK ÇALIŞANLARI İÇİN VATAN HAİNİ DEDİ”

“En büyük sorunlarımızdan birisi de o. Bölgede çalışan arkadaşlarımızın depremzede olduğu unutuluyor, kabul edilmiyor. O arkadaşlarımız çoğu zaman hiçbir şeyi düşünmeden oradaki insanlara sağlık hizmeti zaten verdiler. Amaç orada sağlık hizmetini doğru, düzgün verebilmek ama en büyük amacımız da o bölgeye giderken oradaki arkadaşlarımızı rahatlatabilmekti. Bizler böyle bir düşünce ile oraya akın ederken oradaki idareler de ısrarla depremzede arkadaşlarımızı çalıştırmak yönünde, inisiyatif kullanmıyorlar, baskı yapıyorlar. Yönetici arkadaşlarımızın içerisinde kendilerini depremzede görenler de var ama iş çalışanlara gelince onların depremzede olduğunu düşünmüyor. Bir başhekimden kendi kulağımla duydum deprem bölgesinde, ‘sağlık çalışanlarından imza alıyormuşsunuz’ dedim. ‘Alırım tabii, vatan hainidir bugün de görevinin başına gelmeyen insan, sağlık çalışanı. Ben nasıl buradayım onlar da buraya gelecek. Vatan hainidir buraya gelip de görev yapmazsa’ dedi. Böyle bir şey yok tabii ki, zaten arkadaşlarımız canıyla başıyla orada çalıştılar, cenazelerini defnedemediler, yakınlarının enkazdan çıkmasını bekleyemediler, görevlerinin başında bulundular ama bizim diğer illerden arkadaşlarımız da gittikten sonra bırakın onlar da acısını yaşasın.”

Editör: Sinan Yıldırım