İstanbul genelindeki sağlık kuruluşlarında, poliklinik ve acil servis yoğunlukları tırmanmaya devam ederken, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner’den sistem üzerindeki yükün insani boyutlarını gözler önüne seren çok konuşulacak bir açıklama geldi. Kentteki sağlık sisteminde yoğunluk ve ihtiyaç dışı başvuru oranlarının altını çizen Güner, bazı vatandaşların tıbbi bir zorunluluk olmaksızın hastaneleri adeta birer uğrak noktası haline getirdiğini belirtti.
"Yılda 300 Kez Doktora Gitmeyi Alışkanlık Edinmiş"
Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, veri takip sistemleri üzerinden tespit ettikleri ve duyanları şoke eden sıra dışı bir vakayı bizzat incelediğini ifade etti. Kocamustafapaşa semtinde ikamet eden bir kadın vatandaşın, sadece bir yıl içerisinde tam 300 kez hastaneye gittiğini açıklayan Güner, ilgili kişiyle yaptığı görüşmenin detaylarını aktardı. Kadına bu sıra dışı sıklığın nedenini sorduğunda, herhangi bir kronik veya ağır rahatsızlığı olmamasına rağmen durumu tamamen bir "alışkanlık" olarak nitelendirdiği yanıtını aldığını söyledi.
"Pazara İndim, Gelmişken Bir Acile Uğrayayım Tıbbı Tıkar"
Sağlık kuruluşlarının, özellikle de hayati öneme sahip acil servislerin amacına aykırı bir şekilde kullanıldığını dile getiren İl Sağlık Müdürü Güner, sahada karşılaştıkları trajikomik yaklaşımları şu sözlerle özetledi:
"Yoldan geçerken bir acile uğrayayım, pazara indim gelmişken hastaneye de gideyim gibi yaklaşımlarla çok sık karşılaşıyoruz."
Uzmanlar ve hastane başhekimleri de bu tür keyfi başvuruların, acil müdahale bekleyen gerçek hastaların sağlık hizmetine erişimini ciddi şekilde zorlaştırdığı, triyaj sistemini kilitlediği ve poliklinik randevularında (MHRS) sadakat oranlarını düşürdüğü konusunda birleşiyor. Yetkililer, kamu kaynaklarının ve tıbbi personelin verimli kullanılabilmesi için bilinçli kullanım çağrısı yaparak vatandaşları duyarlı olmaya davet etti.
🩺 Sağlık Personeliyiz Analizi
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner’in paylaştığı bu "yılda 300 kez hastaneye gitme" örneği, aslında sahada görev yapan her sağlık personeli emekçisinin her gün yaşadığı yapısal bir çöküşün somut bir ispatıdır. Türkiye'de acil servislere yıllık başvuru sayısının ülke nüfusunu aşmış olması, bir başarı hikayesi değil; aksine birinci basamağın ve sevk zincirinin işletilemediğinin net bir göstergesidir.
Sağlık Personeliyiz ekibi olarak net bir şekilde ifade ediyoruz: Hastaneleri, acil servisleri "sosyalleşme alanı" veya "yol üstü uğrak noktası" olarak gören bu zihniyet, tıp sistemini ve hekimlerimizi tüketmektedir. Yılda 300 kez muayene olmak demek; neredeyse her gün bir doktorun, bir hemşirenin, bir tıbbi sekreterin emeğini, tıbbi sarf malzemesini ve en önemlisi de gerçek bir kanser, kalp ya da travma hastasının hakkı olan zamanı gasp etmek demektir. Acil servislerde yaşanan sağlıkta şiddet olaylarının en büyük tetikleyicilerinden biri de bu gereksiz kalabalıkların yarattığı kaos ortamıdır. Sağlık Bakanlığı, e-Nabız üzerinden "Sağlık Durum Belgesi" gibi dijital süzgeçleri artırırken, belirli bir kotanın üzerinde keyfi hastane ziyareti yapan kişilere yönelik caydırıcı katkı payı ve kısıtlama mekanizmalarını acilen devreye sokmalıdır. Sahadaki personelin omuzlarındaki bu haksız yük artık kaldırılmalıdır.




